1Eles vão viver para o Canadá
mas este verão vão a Portugal de férias.
---
Onlar yaşamak için Kanada'ya gidiyorlar ama bu yaz tatil için Portekiz'e gidecekler. (Ir para = Kalıcı/Uzun süreli gidiş; Ir a = Kısa süreli/Geri dönmek üzere gidiş)
O que é isso aí na tua mão? — Isto aqui é um dicionário. E aquilo ali é a escola.
---
2Elindeki (oradaki) nedir? — Buradaki bir sözlük. Ve şuradaki de okul. (İşaret zamirleri: Isto/Aqui = Bende/Burada
Isso/Aí = Sende/Orada
3O telemóvel do pai está na pasta dele. O carro da Ana é o da frente? — Não
o carro dela está na garagem.
---
4Babanın cep telefonu kendi çantasında. Ana'nın arabası öndeki mi? — Hayır
onun arabası garajda. (De + ele/ela = Onun. Portekizcede kafa karışıklığını önlemek için "seu" yerine sıklıkla "dele/dela" kullanılır)
5Vais comprar as revistas? — Sim
vou comprá-las.
---
6Dergileri alacak mısın? — Evet
onları alacağım. (Fiil R
7Eles dão o dinheiro ao empregado? — Sim
eles dão-no ao empregado.
---
8Parayı çalışana (garsona) veriyorlar mı? — Evet
onu çalışana veriyorlar. (Fiil genizden gelen -M
O gato está debaixo da mesa e os livros estão em cima da cadeira.
---
Kedi masanın altında ve kitaplar sandalyenin üstünde.
A Camila senta-se sempre ao lado do David e à frente da professora.
---
Camila her zaman David'in yanına ve öğretmenin önüne oturur.
9Este bolo não é bom
é ótimo! O jogo de domingo foi péssimo.
---
10Bu kek iyi değil
harika! Pazar günkü maç berbattı. (Bom -> Ótimo / Mau -> Péssimo: Mutlak Üstünlük Derecesi)
11De quem é esta bola? — É do meu irmão
é dele.
---
12Bu top kimin? — Erkek kardeşimin
onun. (De quem = Kimin)
13A loja está aberta de segunda a sexta-feira
das 9h00 às 18h00.
---
14Mağaza pazartesiden cumaya
sabah 9'dan akşam 6'ya kadar açıktır. (de... a... = -den... -a kadar / das... às... = saat -den... -e kadar)
Os turistas gostam de passear pelas ruas estreitas de Alfama.
---
Turistler Alfama'nın dar sokaklarında (sokakları boyunca) dolaşmayı severler. (por + as = pelas)
15O meu chefe é uma pessoa muito calma
mas hoje está muito nervoso.
---
Patronum çok sakin bir insandır ama bugün çok sinirli. (Ser = Kalıcı özellik / Estar = Geçici durum)
16Ele trabalha muito durante a semana. Por isso
ao fim de semana gosta de descansar.
---
Hafta içi çok çalışır. Bu yüzden hafta sonu dinlenmeyi sever.
17No próximo ano letivo
o António e a Carla vão estudar Medicina na Universidade de Coimbra.
---
Gelecek eğitim-öğretim yılında António ve Carla Coimbra Üniversitesi'nde Tıp okuyacaklar.
18Normalmente ando de carro
mas hoje o carro está avariado
---
19Normalde arabayla giderim ama bugün araba bozuk
bu yüzden yürüyerek gidiyorum.
O Pedro e o João são menos altos do que os amigos.
---
Pedro ve João arkadaşlarından daha az uzundurlar (daha kısadırlar). (Menos... do que = -den daha az)
Fizeste muito barulho na noite passada. Acordaste o bebé.
---
Dün gece çok gürültü yaptın. Bebeği uyandırdın.
Não vejo o Ronaldo e a Lígia desde segunda-feira.
---
Ronaldo ve Ligia'yı pazartesiden beri görmüyorum. (Desde: Başlangıç noktası belirtir)
As crianças devem ir acompanhadas por um adulto ao andar de elevador.
---
Çocuklar asansöre binerken (asansörle giderken) yanlarında bir yetişkin bulunmalıdır (bir yetişkin tarafından eşlik edilmelidir). (Dever = Tavsiye / Zorunluluk)
20Sabes trabalhar com esta máquina? — Não
não sei.
---
21Bu makineyle nasıl çalışılacağını biliyor musun? — Hayır
bilmiyorum. (Saber: Öğrenilmiş bilgieceri)
Ele não consegue estudar com barulho.
---
22O
gürültüde ders çalışamıyor. (Conseguir: Fiziksel veya zihinsel kapasite / odaklanabilme)
Hei de ser médico. Já encontraste a tua mala?
---
Doktor olacağım (Buna kararlıyım). Bavulunu bulabildin mi? (Haver de + infinitivo: Güçlü niyet veya inanç)
A empregada já tinha limpado a casa. A casa está limpa.
---
23Hizmetçi evi çoktan temizlemişti. Ev temiz. (Ter/Haver ile düzenli "limpado"
Estar/Ser ile düzensiz "limpo" kullanılır)
Os bombeiros tinham salvado as crianças. As crianças estavam salvas.
---
İtfaiyeciler çocukları kurtarmıştı. Çocuklar kurtulmuştu (güvendeydi).
Nunca me lembro do teu número de telefone.
---
24Senin telefon numaranı asla hatırlamıyorum. (Olumsuzluk kelimeleri "nunca
não" dönüşlü zamiri fiilin önüne çeker)
25Ultimamente tenho trabalhado muito
por isso estou tão cansado.
---
26Son zamanlarda çok çalışıyorum
bu yüzden bu kadar yorgunum. (Pretérito Perfeito Composto: Geçmişten bugüne süren eylem)
27Quando cheguei à festa
o João já tinha ido para casa.
---
28Partiye vardığımda
João çoktan eve gitmişti. (Pretérito Mais-Que-Perfeito Composto: Geçmişteki başka bir eylemden önce olan eylem)
O restaurante onde fomos ontem à noite era ótimo.
---
Dün gece gittiğimiz restoran harikaydı. (Onde: Yer bildiren ilgi zamiri)
29Ele comeu tudo: a sopa
o bife e a fruta. Sem os óculos não vejo nada.
---
30Her şeyi yedi: çorba
biftek ve meyve. Gözlüklerim olmadan hiçbir şey göremiyorum.
31Há algum lugar livre? — Não
não há nenhum.
---
32Boş (hiç) yer var mı? — Hayır
hiç yok.
33Desculpe
esta é a Avenida da Liberdade? — Não
---
34Afedersiniz
burası Avenida da Liberdade mi? — Hayır
Gastei tanto dinheiro nas compras! A praia é tão longe!
---
Alışverişte o kadar çok para harcadım ki! Plaj o kadar uzak ki! (Tanto + İsim / Tão + Sıfat veya Zarf)
Concordo inteiramente com a tua opinião. Eu nunca desisto de nada.
---
Senin fikrine tamamen katılıyorum. Ben asla hiçbir şeyden vazgeçmem. (Concordar com / Desistir de)
35Estava farto de receber ordens e
por isso
---
Emir almaktan bıkmıştı (usanmıştı) ve bu yüzden istifa etti. (Estar farto de = Bir şeyden bıkmak)
Há quanto tempo estás na paragem? — Há meia hora.
---
Ne zamandır duraktasın? — Yarım saattir.
O concerto deve acabar pelas dez da noite.
---
Konser gece onda (on sularında) bitmeli. (Por + as = Pelas : Yaklaşık zaman bildirir)
Vendem-se apartamentos. Não se aceitam cheques.
---
Satılık daireler (Daireler satılır). Çek kabul edilmez. (Se apassivante: Çoğul özneye göre fiil de çoğul olur)
36Tens os bilhetes para o jogo? — Sim
já os comprei.
---
37Maç biletleri sende mi? — Evet
onları çoktan aldım. (Os bilhetes yerine 'os' nesne zamiri kullanılmıştır)
38Trazia-me um copo de água
por favor?
---
Bana bir bardak su getirebilir miydiniz lütfen? (Pretérito Imperfeito de Cortesia: Kibar ricalar için kullanılır)
39A sopa está salgada. O leite não está bom
está azedo.
---
40Çorba tuzlu. Süt iyi değil
ekşimiş.
Maputo é em Moçambique. É a capital de Moçambique.
---
41Maputo
Mozambik'tedir. Mozambik'in başkentidir. (Kalıcı konum için "ser" kullanılır)
Chiu! As crianças estão a dormir.
---
Şişt! Çocuklar uyuyor. (Estar a + infinitivo = Şimdiki zaman)
42No inverno chove muito. Pode desligar o rádio
por favor?
---
Kışın çok yağmur yağar. Radyoyu kapatabilir misiniz lütfen?
O elevador não desce. Está avariado.
---
Asansör inmiyor. Bozuk.
Eu faço anos em abril e o João faz anos em maio.
---
43Benim doğum günüm Nisan'da
João'nun doğum günü Mayıs'ta.
A Tânia tem um computador portátil. O Raul não tem carro.
---
Tânia'nın dizüstü bilgisayarı var. Raul'un arabası yok.
Na semana passada estive doente. Tive gripe.
---
Geçen hafta hastaydım. Grip oldum.
Ontem fomos aos anos do Pedro. A festa foi ótima.
---
Dün Pedro'nun doğum gününe gittik. Parti harikaydı.
44Quando era pequena
brincava sempre com bonecas.
---
Küçükken (Çocukken) her zaman bebeklerle oynardım. (Pretérito Imperfeito - Geçmişteki alışkanlıklar)
Antigamente não havia telemóveis. As pessoas escreviam cartas.
---
Eskiden cep telefonu yoktu. İnsanlar mektup yazardı.
Podia dizer-me onde é a Avenida da República?
---
Avenida da República'nın nerede olduğunu söyleyebilir misiniz? (İmperfeito de Cortesia - Kibar rica)
Este ano não terão férias. O próximo ano irão para Cabo Verde.
---
Bu yıl tatilleri olmayacak. Gelecek yıl Yeşil Burun Adaları'na gidecekler. (Futuro do Indicativo)
45Gostaria de ir com vocês
mas infelizmente não posso.
---
Sizinle gitmek isterdim ama maalesef gidemem. (Condicional)
Fala mais baixo! Não fales tão alto!
---
Daha alçak sesle konuş! O kadar yüksek sesle konuşma! (Emir Kipi - Olumlu ve Olumsuz)
É melhor vocês levarem os casacos. Está muito frio.
---
Montlarınızı (yanınıza) almanız en iyisi. Hava çok soğuk. (Infinitivo Pessoal - Kişisel Mastar)
Em Portugal bebe-se muito café.
---
Portekiz'de çok kahve içilir. (Se Apassivante - Edilgen yapı)
O João perguntou à Inês se ela queria dançar.
---
46João
Inês'e dans etmek isteyip istemediğini sordu. (Dolaylı anlatım)
Onde é que tens os bilhetes? Perdeste-os?
---
Biletler nerede (sende mi)? Onları kaybettin mi? (Doğrudan Nesne Zamiri)
Já te emprestei o caderno. Emprestei-to ontem.
---
Sana defteri zaten ödünç verdim. Onu sana dün ödünç verdim. (Dolaylı ve Doğrudan Nesne Zamiri Birleşimi: te + o = to)
A livraria fica ao lado da escola. O supermercado fica em frente do restaurante.
---
Kitapçı okulun yanındadır. Süpermarket restoranın karşısındadır.
O Natal é a 25 de dezembro. As aulas começam às 9h00.
---
Noel 25 Aralık'tadır. Dersler saat 9'da başlar.
Ele esqueceu-se de avisar que vinha mais tarde.
---
Daha geç geleceğini haber vermeyi unuttu. (Esquecer-se de = Bir şeyi unutmak)
O inverno em Portugal é menos frio que na Alemanha.
---
Portekiz'de kış Almanya'dakinden daha az soğuktur.
O filme foi péssimo. Foi mesmo o pior filme que eu vi.
---
Film berbattı. Gerçekten izlediğim en kötü filmdi.
Falas tão depressa que não compreendo nada.
---
O kadar hızlı konuşuyorsun ki hiçbir şey anlamıyorum.
Ele está de férias desde a semana passada.
---
O geçen haftadan beri tatilde. (Desde = -den beri - başlangıç noktası)
Ando a tirar o curso há seis meses.
---
Altı aydır kurs alıyorum. (Há = -dır/-dir - geçen süre)
A que horas é que vocês chegaram? Chegámos ontem à noite.
---
Siz saat kaçta vardınız? Dün gece vardık.
Traz a tua irmã à festa. Trá-la à festa.
---
Kız kardeşini partiye getir. Onu partiye getir. (Traz + a = Trá-la)
De que tipo de música gostas?
---
Ne tür müzik seversin?
Costumo deitar-me cedo durante a semana.
---
Hafta içi genellikle erken yatarım.
47Quando era criança
os meus pais mudaram-se para Lisboa.
---
Çocukken annem ve babam Lizbon'a taşındılar.
48Ele fala português fluentemente
quase como um falante nativo.
---
49Portekizceyi akıcı bir şekilde
neredeyse anadili gibi konuşuyor.
A Sónia é uma amiga em quem posso confiar.
---
Sonia güvenebileceğim bir arkadaştır.
Nós damo-nos muito bem e partilhamos todos os segredos.
---
Biz çok iyi anlaşıyoruz ve tüm sırlarımızı paylaşıyoruz.
50Podia dizer-me as horas
se faz favor?
---
Saati söyleyebilir misiniz lütfen?
51Queria uma bica cheia e um pastel de nata
por favor.
---
Dolu bir espresso ve bir pastel de nata istiyorum lütfen.
Já não aguento este barulho! Estou farto disto!
---
Artık bu gürültüye dayanamıyorum! Bundan bıktım!
É necessário tomar uma decisão importante para mudar de vida.
---
Hayatı değiştirmek için önemli bir karar vermek gereklidir.
52Acabei de chegar do Brasil
mas a minha mala não veio.
---
Brezilya'dan yeni geldim ama bavulum gelmedi.
53A senhora escusa de voltar cá
nós entregamos a bagagem na sua morada.
---
54Buraya tekrar gelmenize gerek yok
bagajı adresinize teslim edeceğiz.
Nesta cidade há demasiados carros e pouco estacionamento.
---
Bu şehirde çok fazla araba var ve park yeri az.
Não te esqueças de limpar a máquina depois de a usares.
---
Kullandıktan sonra makineyi temizlemeyi unutma.
55O meu telemóvel ficou sem bateria
não consigo ligar a ninguém.
---
56Cep telefonumun şarjı bitti
kimseyi arayamıyorum.
57Trabalho por conta própria
por isso tenho um horário muito flexível.
---
58Kendi işimde çalışıyorum (Serbest çalışıyorum)
bu yüzden çok esnek bir çalışma saatim var.
59Apesar de ser muito jovem
já tenho alguma experiência profissional.
---
Çok genç olmama rağmen zaten biraz iş tecrübem var.
Fico à espera de notícias suas. Com os melhores cumprimentos.
---
Sizden haber bekliyorum. Saygılarımla (İş mektubu kapanışı).
Enganei-me no caminho e não reparei na curva.
---
Yolda yanlış saptım (yolu şaşırdım) ve virajı fark etmedim.
É possível que hoje chova à tarde.
---
Bugün öğleden sonra yağmur yağması muhtemel (mümkün).
É melhor que consultes um médico rapidamente.
---
Hızlıca bir doktora görünmen en iyisi.
Duvido que eles encontrem uma solução para este problema.
---
Bu soruna bir çözüm bulacaklarından şüpheliyim.
Espero que a viagem corra bem e que gostes do hotel.
---
Umarım yolculuk iyi geçer ve oteli seversin.
60Embora esteja doente
vou trabalhar na mesma.
---
Hasta olmama rağmen yine de çalışmaya gideceğim.
O meu pai sugeriu que fizéssemos um jantar em casa.
---
Babam evde bir akşam yemeği yapmamızı önerdi.
61Se eu fosse milionário
comprava um iate e viajava pelo mundo.
---
62Eğer milyoner olsaydım
bir yat alır ve dünyayı gezerdim.
Quem me dera que tivesses vindo connosco ao cinema!
---
Keşke bizimle sinemaya gelseydin! (Ne olurdu sanki gelseydin!)
63Quando chegares a casa e tiveres tempo
telefona-me.
---
Eve vardığında ve vaktin olduğunda beni ara.
64Caso seja necessário
vou falar com o advogado amanhã.
---
65Gerekli olması durumunda
yarın avukatla konuşacağım.
Liguei a luz e o rádio não vá o ladrão continuar a dormir.
---
Hırsız uyumaya devam etmesin diye ışığı ve radyoyu açtım.
66Mal abriu os olhos
a Teresa ligou o computador.
---
Teresa gözlerini açar açmaz bilgisayarı açtı.
É proibido fumar dentro das instalações do hospital.
---
Hastane tesisleri içerisinde sigara içmek yasaktır.
Fui multado por estacionamento ilegal na passadeira.
---
Yaya geçidine yasadışı park etmekten para cezası aldım.
67Quanto mais estudares
mais fácil será passares no exame.
---
68Ne kadar çok çalışırsan
sınavı geçmen o kadar kolay olur.
A casa de banho estava toda desarrumada e a precisar de obras.
---
Banyo tamamen darmadağındı ve tadilata ihtiyacı vardı.
Disseram-nos que os ladrões levaram tudo o que tinha valor.
---
Bize hırsızların değerli olan her şeyi götürdüğünü söylediler.
69Estou com dores de estômago
acho que foi da comida de ontem.
---
70Mide ağrım var
sanırım dünkü yemekten oldu.
71Aquele rapazinho
cujo pai é professor
---
Babası öğretmen olan şu küçük çocuk çok kibar.
72Mesmo assim
não concordo com a tua opinião sobre o assunto.
---
73Buna rağmen
bu konudaki fikrine katılmıyorum.
Teria comprado o bilhete se soubesse que ia esgotar.
---
Tükeneceğini bilseydim bileti alırdım.
Costumas levantar-te cedo ao fim de semana?
---
Hafta sonları erken kalkar mısın?
Estava a chover muito quando saí de casa de manhã.
---
Sabah evden çıktığımda çok yağmur yağıyordu.
Importa-se de me ajudar com esta mala? É muito pesada.
---
Bu bavulla bana yardım etmenizin bir sakıncası var mı? Çok ağır.
Não consigo imprimir nada porque a impressora ficou sem papel.
---
Hiçbir şey yazdıramıyorum çünkü yazıcının kağıdı bitti.
74Fui a uma entrevista de emprego
mas disseram que não tenho experiência suficiente.
---
Bir iş görüşmesine gittim ama yeterli tecrübem olmadığını söylediler.
Andas muito cansado ultimamente. Devias tirar uns dias de férias.
---
Son zamanlarda çok yorgun görünüyorsun. Birkaç gün tatil yapmalısın.
Fico muito feliz que tenhas conseguido o trabalho!
---
İşi aldığına (başardığına) çok sevindim!
Vou levar um guarda-chuva caso comece a chover à tarde.
---
Öğleden sonra yağmur yağar diye (ihtimaline karşı) yanıma şemsiye alacağım.
Falo devagar para que todos os alunos me possam compreender.
---
Tüm öğrenciler beni anlayabilsin diye yavaş konuşuyorum.
75Se eu tivesse mais tempo livre
inscrevia-me num ginásio.
---
Daha fazla boş vaktim olsaydı bir spor salonuna yazılırdım.
76Quando fores a Lisboa
tens de provar os pastéis de Belém.
---
77Lizbon'a gittiğinde
pastel de Belém'leri (Belém turtalarını) denemelisin.
Quem quiser participar na excursão deve assinar esta lista.
---
Geziye katılmak isteyen kim varsa bu listeyi imzalamalıdır.
A janela do quarto foi partida pelos miúdos que estavam a jogar à bola.
---
78Odanın penceresi
top oynayan çocuklar tarafından kırıldı.
É importante chegarmos cedo à estação para conseguirmos bons lugares no comboio.
---
Trende iyi yerler bulabilmemiz için istasyona erken varmamız önemlidir.
79Ontem
apanhámos um grande engarrafamento na autoestrada devido a um acidente.
---
80Dün
bir kaza yüzünden otoyolda büyük bir trafik sıkışıklığına yakalandık.
Muitas espécies de animais selvagens estão em risco de desaparecer.
---
Birçok vahşi hayvan türü yok olma (nesli tükenme) tehlikesiyle karşı karşıya.
Aquele é o realizador cujo filme ganhou o prémio no ano passado.
---
Geçen yıl filmi ödül kazanan yönetmen şu.
Concordo plenamente com a tua opinião. Tens toda a razão.
---
Fikrine tamamen katılıyorum. Kesinlikle haklısın.
O médico perguntou-me se eu costumava fazer exercício físico regularmente.
---
Doktor bana düzenli olarak fiziksel egzersiz yapıp yapmadığımı sordu.
Que chatice! Esqueci-me da carteira em casa e não tenho dinheiro para o autocarro.
---
Ne aksilik! Cüzdanımı evde unutmuşum ve otobüs için param yok.
81Apesar de a casa ser pequena
é muito confortável e bem decorada.
---
Ev küçük olmasına rağmen çok rahat ve iyi dekore edilmiş.
Os assaltantes já tinham fugido quando a polícia chegou ao local do crime.
---
Polis olay yerine vardığında soyguncular çoktan kaçmıştı.
82Estou a pensar em mudar de casa
mas as rendas estão muito altas.
---
Taşınmayı düşünüyorum ama kiralar çok yüksek.
É pena que não possas vir à minha festa de anos.
---
Doğum günü partime gelemeyecek olman ne yazık.
Eles falaram tão baixo que não consegui ouvir a conversa.
---
O kadar alçak sesle konuştular ki konuşmayı duyamadım.
Não consigo descarregar o ficheiro que me enviaste em anexo.
---
Bana ekte gönderdiğin dosyayı indiremiyorum.
Cortam-se as batatas em cubos e fritam-se em azeite quente.
---
Patatesler küp küp kesilir ve kızgın zeytinyağında kızartılır.
Estou com uma tosse terrível e o nariz entupido. O que me recomenda?
---
Korkunç bir öksürüğüm ve burun tıkanıklığım var. Bana ne önerirsiniz?
O João disse que já tinha comprado os bilhetes para o concerto.
---
83João
konser biletlerini çoktan aldığını söyledi.
Queria fazer uma reclamação: o ar condicionado do meu quarto não funciona.
---
Bir şikayette bulunmak istiyorum: odamdaki klima çalışmıyor.
84Segundo a previsão do tempo
amanhã haverá aguaceiros fortes e vento.
---
85Hava durumuna göre
yarın kuvvetli sağanak yağış ve rüzgar olacak.
86Achei o enredo do filme muito aborrecido
mas a banda sonora era fantástica.
---
Filmin olay örgüsünü çok sıkıcı buldum ama müzikleri (film müziği) harikaydı.
87Quando chegámos à estação
o comboio já tinha partido.
---
İstasyona vardığımızda tren çoktan hareket etmişti (kalkmıştı).
88Não sou supersticioso
no entanto
---
89Batıl inançlı değilim
ancak yine de merdivenlerin altından geçmekten kaçınırım.
Procuro um apartamento para arrendar que fique perto de uma estação de metro.
---
90Metro istasyonuna yakın
kiralık bir daire arıyorum.
91Poupando algum dinheiro todos os meses
conseguiremos fazer aquela viagem.
---
Her ay biraz para biriktirerek o seyahate çıkmayı başaracağız.
Tenho receio de que ele não consiga adaptar-se à nova cidade.
---
Onun yeni şehre uyum sağlayamayacağından korkuyorum (endişeleniyorum).
92A Inês é uma pessoa muito teimosa
raramente muda de opinião.
---
93Inês çok inatçı bir insandır
nadiren fikrini değiştirir.
Envio em anexo o meu currículo para apresentar a minha candidatura à vaga.
---
Açık pozisyona (iş ilanına) başvurumu sunmak için özgeçmişimi ekte gönderiyorum.
Importar-se-ia de fechar a janela? Está muito frio aqui dentro.
---
Pencereyi kapatmanızın bir sakıncası var mı? İçerisi çok soğuk.
Muitas pessoas recusam-se a ler o livro antes de ver o filme.
---
Birçok insan filmi izlemeden önce kitabı okumayı reddediyor.
94Assim que tiveres alguma novidade sobre a entrevista
avisa-me!
---
Görüşmeyle ilgili bir haber alır almaz bana haber ver!
95Não deixes o teu telemóvel na mesa
corres o risco de ser roubado.
---
96Cep telefonunu masanın üzerinde bırakma
çalınma riskini alıyorsun.
A pintura que estava no museu foi avaliada em dois milhões de euros.
---
Müzedeki tabloya iki milyon euro değer biçildi.
97Se bem que eu goste de viajar
prefiro passar as férias no meu país.
---
Seyahat etmeyi sevmeme rağmen tatillerimi kendi ülkemde geçirmeyi tercih ederim.
98Partir um espelho dá sete anos de azar
segundo uma superstição antiga.
---
99Eski bir batıl inanca göre
ayna kırmak yedi yıl şanssızlık getirir.
O lince ibérico é um animal selvagem que está em perigo de extinção.
---
100İber vaşağı
nesli tükenme tehlikesi altında olan vahşi bir hayvandır.
101Queria alugar um carro económico com seguro contra todos os riscos
por favor.
---
102Lütfen her riske karşı (tam kapsamlı) sigortalı
ekonomik bir araç kiralamak istiyorum.
A funcionária do museu deitou a obra de arte para o lixo por engano.
---
Müze çalışanı sanat eserini yanlışlıkla çöpe attı.
103Quando fores ao supermercado
não te esqueças de comprar leite e ovos.
---
Süpermarkete gittiğinde süt ve yumurta almayı unutma.
104Logo que eles cheguem do aeroporto
vamos começar a reunião.
---
Onlar havalimanından gelir gelmez toplantıya başlayacağız.
105Eu não perco um único episódio desta telenovela
o enredo é muito emocionante!
---
106Bu pembe dizinin tek bir bölümünü bile kaçırmıyorum
olay örgüsü çok heyecan verici!
107As pessoas do signo Dragão costumam ser fortes
corajosas e independentes.
---
108Ejderha burcu insanları genellikle güçlü
cesur ve bağımsız olurlar.
Tem de deixar uma caução de 200 euros que será devolvida na entrega das chaves.
---
Anahtar tesliminde iade edilecek olan 200 euroluk bir depozito bırakmanız gerekiyor.
É melhor sairmos agora para não apanharmos trânsito na autoestrada.
---
Otoyolda trafiğe yakalanmamak için şimdi çıkmamız en iyisi.
109A minha disciplina preferida na escola era História
mas detestava Matemática.
---
Okulda en sevdiğim ders Tarih'ti ama Matematik'ten nefret ederdim.
Importavas-te de baixar o volume da televisão? Estou a tentar estudar.
---
Televizyonun sesini kısmanın senin için bir sakıncası var mı? (Kısabilir misin?) Ders çalışmaya çalışıyorum.
Lamento imenso que vocês não possam estar presentes no meu casamento.
---
Düğünümde bulunamayacak (katılamayacak) olmanıza çok üzülüyorum.
110Esta sopa de peixe está uma delícia
tens de me dar a receita!
---
111Bu balık çorbası çok lezzetli
bana tarifini vermelisin!
112Por mais que eu estude
acho que nunca vou falar este idioma perfeitamente.
---
113Ne kadar çok çalışırsam çalışayım
sanırım bu dili asla mükemmel bir şekilde konuşamayacağım.
A polícia encontrou dois saca-rolhas e um guarda-chuva abandonados no local do crime.
---
Polis olay yerinde terk edilmiş iki tirbuşon ve bir şemsiye buldu.
114Passas demasiadas horas nas redes sociais
estás completamente viciado nisso!
---
115Sosyal ağlarda (medyada) çok fazla saat harcıyorsun
buna tamamen bağımlı olmuşsun!
116O hotel estava abandonado há muitos anos e
finalmente
---
Otel yıllardır terk edilmiş durumdaydı ve sonunda yıkılacak.
Procuro um candidato que fale fluentemente mandarim e inglês para a nossa sucursal.
---
Şubemiz için akıcı bir şekilde Mandarin (Çince) ve İngilizce konuşabilen bir aday arıyorum.
Não acredito que a Ana tenha gasto todo o salário em roupas de marca!
---
Ana'nın bütün maaşını marka kıyafetlere harcadığına inanamıyorum!
Foi muito difícil dar com a casa deles porque não conheço bem a zona.
---
Bölgeyi iyi bilmediğim için evlerini bulmak (denk gelmek/keşfetmek) çok zor oldu.
A poluição do ar e os engarrafamentos são os maiores problemas desta cidade.
---
Hava kirliliği ve trafik sıkışıklığı bu şehrin en büyük sorunlarıdır.
117Na minha casa
todos ajudam nas tarefas domésticas: um lava a loiça e o outro passa a ferro.
---
118Benim evimde herkes ev işlerine yardım eder: Biri bulaşıkları yıkar
diğeri ütü yapar.
119O meu pai trabalha por turnos na fábrica
por isso
---
120Babam fabrikada vardiyalı çalışıyor
bu yüzden bazen gece çalışıyor.
O telemóvel avariou e eu fiquei com a despesa do arranjo.
---
Cep telefonu bozuldu ve tamir masrafı bana kaldı (bana patladı).
Adoro o cheiro a terra molhada logo depois de uma trovoada de verão.
---
Bir yaz fırtınasından hemen sonraki ıslak toprak kokusuna bayılırım.
Amanhã de manhã vou à clínica em jejum para fazer análises ao sangue.
---
Yarın sabah kan tahlili yaptırmak için aç karnına kliniğe gideceğim.
Onde é que tu puseste as chaves do carro? Já procurei por toda a parte!
---
Arabanın anahtarlarını nereye koydun? Her yeri aradım! (Buradaki "é que" cümleye vurgu katar)
O comportamento daquele funcionário perante os clientes foi completamente inaceitável.
---
O çalışanın müşterilere karşı davranışı tamamen kabul edilemezdi.
121Se não puseres protetor solar
vais apanhar um escaldão na praia.
---
Eğer güneş kremi sürmezsen plajda fena halde yanacaksın (güneş yanığı olacaksın).
O concerto de música clássica foi cancelado porque o piano precisava de conserto.
---
Klasik müzik konseri iptal edildi çünkü piyanonun tamire ihtiyacı vardı. (Concerto: Konser / Conserto: Tamir)
122Quando chegarmos a casa
o filme já terá acabado.
---Eve vardığımızda film çoktan bitmiş olacak.
A economia do país vai recuperando aos poucos após a crise financeira.
---
Ülke ekonomisi finansal krizden sonra yavaş yavaş toparlanıyor. (ir + gerúndio: yavaş yavaş ve süregelen eylem)
Queria reservar um quarto duplo com vista para o mar e pequeno-almoço incluído.
---
Deniz manzaralı ve kahvaltı dahil çift kişilik bir oda rezervasyonu yapmak istiyorum.
Ninguém nos avisou de que a reunião da administração tinha sido adiada para amanhã.
---
Yönetim toplantısının yarına ertelendiğini bize kimse haber vermedi.
Os passageiros queixaram-se do atraso constante dos comboios nesta linha.
---
Yolcular bu hattaki trenlerin sürekli gecikmesinden şikayet ettiler.
Encontrei um trevo de quatro folhas no jardim; dizem que traz muita sorte!
---
Bahçede dört yapraklı yonca buldum; çok şans getirdiğini söylerler!
Ele veste-se tão bem e fala português tão bem que passa facilmente por português.
---
O kadar iyi giyiniyor ve o kadar iyi Portekizce konuşuyor ki kolaylıkla Portekizli sanılabilir (Portekizli diye geçinebilir).
123Para obteres bons resultados nos exames
tens de manter uma rotina de estudos.
---
Sınavlarda iyi sonuçlar elde etmek için bir çalışma rutini sürdürmelisin.
A nossa equipa nacional ganhou a medalha de ouro nos Jogos Olímpicos após um empate difícil.
---
Milli takımımız zorlu bir beraberliğin ardından Olimpiyat Oyunları'nda altın madalya kazandı.
124Em Portugal dizemos "autocarro" e "pequeno-almoço"
mas no Brasil dizem "ônibus" e "café da manhã".
---
125Portekiz'de "autocarro" (otobüs) ve "pequeno-almoço" (kahvaltı) deriz
ancak Brezilya'da "ônibus" ve "café da manhã" derler.
Quero arrendar uma casa que tenha muita luz natural e que fique perto de uma estação de metro.
---
Bol doğal ışık alan ve bir metro istasyonuna yakın olan kiralık bir ev arıyorum. (Belirsiz bir özellik arandığı için Subjuntivo kullanılır)
126Quanto mais exercício físico fizeres
mais energia terás durante o dia.
---
127Ne kadar çok fiziksel egzersiz yaparsan
gün içinde o kadar çok enerjin olur.
128Convidar-te-ia para jantar no restaurante
mas infelizmente não recebi o salário.
129---Seni restoranda akşam yemeğine davet ederdim
ama maalesef maaşımı almadım. (Convidaria + te = Convidar-te-ia)
O diretor já tinha imprimido os relatórios quando reparou que havia um erro.
---
130Müdür
bir hata olduğunu fark ettiğinde raporları çoktan yazdırmıştı. (Ter/Haver ile düzenli Partisip: imprimido)
Estes documentos foram impressos e assinados ontem de manhã.
---
Bu belgeler dün sabah yazdırıldı ve imzalandı. (Ser/Estar ile düzensiz Partisip: impressos)
131Se não trouxeres o recibo
a loja não te fará a devolução do dinheiro.
132---Eğer fişi getirmezsen
mağaza sana para iadesi yapmaz. (Futuro do Conjuntivo: trouxeres)
133Em junho
as ruas de Lisboa cheiram a sardinhas assadas e a manjerico.
---
Haziran ayında Lizbon sokakları ızgara sardalya ve fesleğen (reyhan) kokar.
134Para abrir uma conta bancária neste país
é obrigatório teres um visto de residência válido.
---
Bu ülkede banka hesabı açmak için geçerli bir oturum vizesine (ikamet iznine) sahip olman zorunludur.
Os carteiristas costumam atuar em locais com grandes multidões e nos transportes públicos.
---
Yankesiciler genellikle büyük kalabalıkların olduğu yerlerde ve toplu taşıma araçlarında faaliyet gösterirler (işlem yaparlar/çalarlar).
135O meu género literário favorito é o romance policial
porque gosto de histórias cheias de mistério.
136---En sevdiğim edebi tür polisiye romandır
çünkü gizem dolu hikayeleri severim.
137Tive algumas dificuldades no início
mas já me habituei à rotina de trabalho.
---
Başlangıçta bazı zorluklar yaşadım ama çalışma rutinine artık alıştım.
Quem me dera que houvesse mais espaços verdes e menos poluição no centro da cidade!
---
Keşke şehir merkezinde daha fazla yeşil alan ve daha az kirlilik olsaydı!
Eu teria ajudado nas limpezas da casa se me tivesses pedido.
---
138Eğer benden isteseydin
evin temizliğine yardım ederdim. (Condicional Pretérito)
Aquele jovem ambicioso foi promovido a diretor de vendas devido ao seu excelente desempenho.
---
139O hırslı genç
mükemmel performansı (çalışması) sayesinde satış müdürlüğüne terfi ettirildi.
Já estou farto de te dizer para arrumares as tuas coisas antes de saíres.
---
Çıkmadan önce eşyalarını toplamanı sana söylemekten artık bıktım.
A médica aconselhou-me a beber muitos líquidos e disse para eu não fazer esforços.
---
Doktor bana bol sıvı tüketmemi tavsiye etti ve kendimi zorlamamamı (efor sarf etmememi) söyledi.
140O papel higiénico foi inventado na China
no século VI.
---
Tuvalet kağıdı altıncı yüzyılda Çin'de icat edildi.
Costumo ler os jornais desportivos na Internet porque é mais prático do que comprá-los em papel.
---
Spor gazetelerini internetten okurum çünkü onları kağıt (basılı) olarak almaktan daha pratiktir.
141Quando fores ao supermercado
traz-me um pacote de arroz e duas garrafas de azeite.
---
Süpermarkete gittiğinde bana bir paket pirinç ve iki şişe zeytinyağı getir.