Portekizce Dilbilgisi ve Cümleler

141 flashcardsby Yusuf
Study these flashcardsFree · spaced repetition · iPhone, Android, Mac & web

All cards

1
Eles vão viver para o Canadá
mas este verão vão a Portugal de férias.
---
Onlar yaşamak için Kanada'ya gidiyorlar ama bu yaz tatil için Portekiz'e gidecekler. (Ir para = Kalıcı/Uzun süreli gidiş; Ir a = Kısa süreli/Geri dönmek üzere gidiş)

O que é isso aí na tua mão? — Isto aqui é um dicionário. E aquilo ali é a escola.
---
2
Elindeki (oradaki) nedir? — Buradaki bir sözlük. Ve şuradaki de okul. (İşaret zamirleri: Isto/Aqui = Bende/Burada
Isso/Aí = Sende/Orada
3
O telemóvel do pai está na pasta dele. O carro da Ana é o da frente? — Não
o carro dela está na garagem.
---
4
Babanın cep telefonu kendi çantasında. Ana'nın arabası öndeki mi? — Hayır
onun arabası garajda. (De + ele/ela = Onun. Portekizcede kafa karışıklığını önlemek için "seu" yerine sıklıkla "dele/dela" kullanılır)
5
Vais comprar as revistas? — Sim
vou comprá-las.
---
6
Dergileri alacak mısın? — Evet
onları alacağım. (Fiil R
7
Eles dão o dinheiro ao empregado? — Sim
eles dão-no ao empregado.
---
8
Parayı çalışana (garsona) veriyorlar mı? — Evet
onu çalışana veriyorlar. (Fiil genizden gelen -M

O gato está debaixo da mesa e os livros estão em cima da cadeira.
---
Kedi masanın altında ve kitaplar sandalyenin üstünde.

A Camila senta-se sempre ao lado do David e à frente da professora.
---
Camila her zaman David'in yanına ve öğretmenin önüne oturur.
9
Este bolo não é bom
é ótimo! O jogo de domingo foi péssimo.
---
10
Bu kek iyi değil
harika! Pazar günkü maç berbattı. (Bom -> Ótimo / Mau -> Péssimo: Mutlak Üstünlük Derecesi)
11
De quem é esta bola? — É do meu irmão
é dele.
---
12
Bu top kimin? — Erkek kardeşimin
onun. (De quem = Kimin)
13
A loja está aberta de segunda a sexta-feira
das 9h00 às 18h00.
---
14
Mağaza pazartesiden cumaya
sabah 9'dan akşam 6'ya kadar açıktır. (de... a... = -den... -a kadar / das... às... = saat -den... -e kadar)

Os turistas gostam de passear pelas ruas estreitas de Alfama.
---
Turistler Alfama'nın dar sokaklarında (sokakları boyunca) dolaşmayı severler. (por + as = pelas)
15
O meu chefe é uma pessoa muito calma
mas hoje está muito nervoso.
---
Patronum çok sakin bir insandır ama bugün çok sinirli. (Ser = Kalıcı özellik / Estar = Geçici durum)
16
Ele trabalha muito durante a semana. Por isso
ao fim de semana gosta de descansar.
---
Hafta içi çok çalışır. Bu yüzden hafta sonu dinlenmeyi sever.
17
No próximo ano letivo
o António e a Carla vão estudar Medicina na Universidade de Coimbra.
---
Gelecek eğitim-öğretim yılında António ve Carla Coimbra Üniversitesi'nde Tıp okuyacaklar.
18
Normalmente ando de carro
mas hoje o carro está avariado
---
19
Normalde arabayla giderim ama bugün araba bozuk
bu yüzden yürüyerek gidiyorum.

O Pedro e o João são menos altos do que os amigos.
---
Pedro ve João arkadaşlarından daha az uzundurlar (daha kısadırlar). (Menos... do que = -den daha az)

Fizeste muito barulho na noite passada. Acordaste o bebé.
---
Dün gece çok gürültü yaptın. Bebeği uyandırdın.

Não vejo o Ronaldo e a Lígia desde segunda-feira.
---
Ronaldo ve Ligia'yı pazartesiden beri görmüyorum. (Desde: Başlangıç noktası belirtir)

As crianças devem ir acompanhadas por um adulto ao andar de elevador.
---
Çocuklar asansöre binerken (asansörle giderken) yanlarında bir yetişkin bulunmalıdır (bir yetişkin tarafından eşlik edilmelidir). (Dever = Tavsiye / Zorunluluk)
20
Sabes trabalhar com esta máquina? — Não
não sei.
---
21
Bu makineyle nasıl çalışılacağını biliyor musun? — Hayır
bilmiyorum. (Saber: Öğrenilmiş bilgieceri)

Ele não consegue estudar com barulho.
---
22
O
gürültüde ders çalışamıyor. (Conseguir: Fiziksel veya zihinsel kapasite / odaklanabilme)

Hei de ser médico. Já encontraste a tua mala?
---
Doktor olacağım (Buna kararlıyım). Bavulunu bulabildin mi? (Haver de + infinitivo: Güçlü niyet veya inanç)

A empregada já tinha limpado a casa. A casa está limpa.
---
23
Hizmetçi evi çoktan temizlemişti. Ev temiz. (Ter/Haver ile düzenli "limpado"
Estar/Ser ile düzensiz "limpo" kullanılır)

Os bombeiros tinham salvado as crianças. As crianças estavam salvas.
---
İtfaiyeciler çocukları kurtarmıştı. Çocuklar kurtulmuştu (güvendeydi).

Nunca me lembro do teu número de telefone.
---
24
Senin telefon numaranı asla hatırlamıyorum. (Olumsuzluk kelimeleri "nunca
não" dönüşlü zamiri fiilin önüne çeker)
25
Ultimamente tenho trabalhado muito
por isso estou tão cansado.
---
26
Son zamanlarda çok çalışıyorum
bu yüzden bu kadar yorgunum. (Pretérito Perfeito Composto: Geçmişten bugüne süren eylem)
27
Quando cheguei à festa
o João já tinha ido para casa.
---
28
Partiye vardığımda
João çoktan eve gitmişti. (Pretérito Mais-Que-Perfeito Composto: Geçmişteki başka bir eylemden önce olan eylem)

O restaurante onde fomos ontem à noite era ótimo.
---
Dün gece gittiğimiz restoran harikaydı. (Onde: Yer bildiren ilgi zamiri)
29
Ele comeu tudo: a sopa
o bife e a fruta. Sem os óculos não vejo nada.
---
30
Her şeyi yedi: çorba
biftek ve meyve. Gözlüklerim olmadan hiçbir şey göremiyorum.
31
Há algum lugar livre? — Não
não há nenhum.
---
32
Boş (hiç) yer var mı? — Hayır
hiç yok.
33
Desculpe
esta é a Avenida da Liberdade? — Não
---
34
Afedersiniz
burası Avenida da Liberdade mi? — Hayır

Gastei tanto dinheiro nas compras! A praia é tão longe!
---
Alışverişte o kadar çok para harcadım ki! Plaj o kadar uzak ki! (Tanto + İsim / Tão + Sıfat veya Zarf)

Concordo inteiramente com a tua opinião. Eu nunca desisto de nada.
---
Senin fikrine tamamen katılıyorum. Ben asla hiçbir şeyden vazgeçmem. (Concordar com / Desistir de)
35
Estava farto de receber ordens e
por isso
---
Emir almaktan bıkmıştı (usanmıştı) ve bu yüzden istifa etti. (Estar farto de = Bir şeyden bıkmak)

Há quanto tempo estás na paragem? — Há meia hora.
---
Ne zamandır duraktasın? — Yarım saattir.

O concerto deve acabar pelas dez da noite.
---
Konser gece onda (on sularında) bitmeli. (Por + as = Pelas : Yaklaşık zaman bildirir)

Vendem-se apartamentos. Não se aceitam cheques.
---
Satılık daireler (Daireler satılır). Çek kabul edilmez. (Se apassivante: Çoğul özneye göre fiil de çoğul olur)
36
Tens os bilhetes para o jogo? — Sim
já os comprei.
---
37
Maç biletleri sende mi? — Evet
onları çoktan aldım. (Os bilhetes yerine 'os' nesne zamiri kullanılmıştır)
38
Trazia-me um copo de água
por favor?
---
Bana bir bardak su getirebilir miydiniz lütfen? (Pretérito Imperfeito de Cortesia: Kibar ricalar için kullanılır)
39
A sopa está salgada. O leite não está bom
está azedo.
---
40
Çorba tuzlu. Süt iyi değil
ekşimiş.

Maputo é em Moçambique. É a capital de Moçambique.
---
41
Maputo
Mozambik'tedir. Mozambik'in başkentidir. (Kalıcı konum için "ser" kullanılır)

Chiu! As crianças estão a dormir.
---
Şişt! Çocuklar uyuyor. (Estar a + infinitivo = Şimdiki zaman)
42
No inverno chove muito. Pode desligar o rádio
por favor?
---
Kışın çok yağmur yağar. Radyoyu kapatabilir misiniz lütfen?

O elevador não desce. Está avariado.
---
Asansör inmiyor. Bozuk.

Eu faço anos em abril e o João faz anos em maio.
---
43
Benim doğum günüm Nisan'da
João'nun doğum günü Mayıs'ta.

A Tânia tem um computador portátil. O Raul não tem carro.
---
Tânia'nın dizüstü bilgisayarı var. Raul'un arabası yok.

Na semana passada estive doente. Tive gripe.
---
Geçen hafta hastaydım. Grip oldum.

Ontem fomos aos anos do Pedro. A festa foi ótima.
---
Dün Pedro'nun doğum gününe gittik. Parti harikaydı.
44
Quando era pequena
brincava sempre com bonecas.
---
Küçükken (Çocukken) her zaman bebeklerle oynardım. (Pretérito Imperfeito - Geçmişteki alışkanlıklar)

Antigamente não havia telemóveis. As pessoas escreviam cartas.
---
Eskiden cep telefonu yoktu. İnsanlar mektup yazardı.

Podia dizer-me onde é a Avenida da República?
---
Avenida da República'nın nerede olduğunu söyleyebilir misiniz? (İmperfeito de Cortesia - Kibar rica)

Este ano não terão férias. O próximo ano irão para Cabo Verde.
---
Bu yıl tatilleri olmayacak. Gelecek yıl Yeşil Burun Adaları'na gidecekler. (Futuro do Indicativo)
45
Gostaria de ir com vocês
mas infelizmente não posso.
---
Sizinle gitmek isterdim ama maalesef gidemem. (Condicional)

Fala mais baixo! Não fales tão alto!
---
Daha alçak sesle konuş! O kadar yüksek sesle konuşma! (Emir Kipi - Olumlu ve Olumsuz)

É melhor vocês levarem os casacos. Está muito frio.
---
Montlarınızı (yanınıza) almanız en iyisi. Hava çok soğuk. (Infinitivo Pessoal - Kişisel Mastar)

Em Portugal bebe-se muito café.
---
Portekiz'de çok kahve içilir. (Se Apassivante - Edilgen yapı)

O João perguntou à Inês se ela queria dançar.
---
46
João
Inês'e dans etmek isteyip istemediğini sordu. (Dolaylı anlatım)

Onde é que tens os bilhetes? Perdeste-os?
---
Biletler nerede (sende mi)? Onları kaybettin mi? (Doğrudan Nesne Zamiri)

Já te emprestei o caderno. Emprestei-to ontem.
---
Sana defteri zaten ödünç verdim. Onu sana dün ödünç verdim. (Dolaylı ve Doğrudan Nesne Zamiri Birleşimi: te + o = to)

A livraria fica ao lado da escola. O supermercado fica em frente do restaurante.
---
Kitapçı okulun yanındadır. Süpermarket restoranın karşısındadır.

O Natal é a 25 de dezembro. As aulas começam às 9h00.
---
Noel 25 Aralık'tadır. Dersler saat 9'da başlar.

Ele esqueceu-se de avisar que vinha mais tarde.
---
Daha geç geleceğini haber vermeyi unuttu. (Esquecer-se de = Bir şeyi unutmak)

O inverno em Portugal é menos frio que na Alemanha.
---
Portekiz'de kış Almanya'dakinden daha az soğuktur.

O filme foi péssimo. Foi mesmo o pior filme que eu vi.
---
Film berbattı. Gerçekten izlediğim en kötü filmdi.

Falas tão depressa que não compreendo nada.
---
O kadar hızlı konuşuyorsun ki hiçbir şey anlamıyorum.

Ele está de férias desde a semana passada.
---
O geçen haftadan beri tatilde. (Desde = -den beri - başlangıç noktası)

Ando a tirar o curso há seis meses.
---
Altı aydır kurs alıyorum. (Há = -dır/-dir - geçen süre)

A que horas é que vocês chegaram? Chegámos ontem à noite.
---
Siz saat kaçta vardınız? Dün gece vardık.

Traz a tua irmã à festa. Trá-la à festa.
---
Kız kardeşini partiye getir. Onu partiye getir. (Traz + a = Trá-la)


De que tipo de música gostas?
---
Ne tür müzik seversin?

Costumo deitar-me cedo durante a semana.
---
Hafta içi genellikle erken yatarım.
47
Quando era criança
os meus pais mudaram-se para Lisboa.
---
Çocukken annem ve babam Lizbon'a taşındılar.
48
Ele fala português fluentemente
quase como um falante nativo.
---
49
Portekizceyi akıcı bir şekilde
neredeyse anadili gibi konuşuyor.

A Sónia é uma amiga em quem posso confiar.
---
Sonia güvenebileceğim bir arkadaştır.

Nós damo-nos muito bem e partilhamos todos os segredos.
---
Biz çok iyi anlaşıyoruz ve tüm sırlarımızı paylaşıyoruz.
50
Podia dizer-me as horas
se faz favor?
---
Saati söyleyebilir misiniz lütfen?
51
Queria uma bica cheia e um pastel de nata
por favor.
---
Dolu bir espresso ve bir pastel de nata istiyorum lütfen.

Já não aguento este barulho! Estou farto disto!
---
Artık bu gürültüye dayanamıyorum! Bundan bıktım!

É necessário tomar uma decisão importante para mudar de vida.
---
Hayatı değiştirmek için önemli bir karar vermek gereklidir.
52
Acabei de chegar do Brasil
mas a minha mala não veio.
---
Brezilya'dan yeni geldim ama bavulum gelmedi.
53
A senhora escusa de voltar cá
nós entregamos a bagagem na sua morada.
---
54
Buraya tekrar gelmenize gerek yok
bagajı adresinize teslim edeceğiz.

Nesta cidade há demasiados carros e pouco estacionamento.
---
Bu şehirde çok fazla araba var ve park yeri az.

Não te esqueças de limpar a máquina depois de a usares.
---
Kullandıktan sonra makineyi temizlemeyi unutma.
55
O meu telemóvel ficou sem bateria
não consigo ligar a ninguém.
---
56
Cep telefonumun şarjı bitti
kimseyi arayamıyorum.
57
Trabalho por conta própria
por isso tenho um horário muito flexível.
---
58
Kendi işimde çalışıyorum (Serbest çalışıyorum)
bu yüzden çok esnek bir çalışma saatim var.
59
Apesar de ser muito jovem
já tenho alguma experiência profissional.
---
Çok genç olmama rağmen zaten biraz iş tecrübem var.

Fico à espera de notícias suas. Com os melhores cumprimentos.
---
Sizden haber bekliyorum. Saygılarımla (İş mektubu kapanışı).

Enganei-me no caminho e não reparei na curva.
---
Yolda yanlış saptım (yolu şaşırdım) ve virajı fark etmedim.

É possível que hoje chova à tarde.
---
Bugün öğleden sonra yağmur yağması muhtemel (mümkün).

É melhor que consultes um médico rapidamente.
---
Hızlıca bir doktora görünmen en iyisi.

Duvido que eles encontrem uma solução para este problema.
---
Bu soruna bir çözüm bulacaklarından şüpheliyim.

Espero que a viagem corra bem e que gostes do hotel.
---
Umarım yolculuk iyi geçer ve oteli seversin.
60
Embora esteja doente
vou trabalhar na mesma.
---
Hasta olmama rağmen yine de çalışmaya gideceğim.

O meu pai sugeriu que fizéssemos um jantar em casa.
---
Babam evde bir akşam yemeği yapmamızı önerdi.
61
Se eu fosse milionário
comprava um iate e viajava pelo mundo.
---
62
Eğer milyoner olsaydım
bir yat alır ve dünyayı gezerdim.

Quem me dera que tivesses vindo connosco ao cinema!
---
Keşke bizimle sinemaya gelseydin! (Ne olurdu sanki gelseydin!)

63
Quando chegares a casa e tiveres tempo
telefona-me.
---
Eve vardığında ve vaktin olduğunda beni ara.
64
Caso seja necessário
vou falar com o advogado amanhã.
---
65
Gerekli olması durumunda
yarın avukatla konuşacağım.

Liguei a luz e o rádio não vá o ladrão continuar a dormir.
---
Hırsız uyumaya devam etmesin diye ışığı ve radyoyu açtım.
66
Mal abriu os olhos
a Teresa ligou o computador.
---
Teresa gözlerini açar açmaz bilgisayarı açtı.

É proibido fumar dentro das instalações do hospital.
---
Hastane tesisleri içerisinde sigara içmek yasaktır.

Fui multado por estacionamento ilegal na passadeira.
---
Yaya geçidine yasadışı park etmekten para cezası aldım.
67
Quanto mais estudares
mais fácil será passares no exame.
---
68
Ne kadar çok çalışırsan
sınavı geçmen o kadar kolay olur.

A casa de banho estava toda desarrumada e a precisar de obras.
---
Banyo tamamen darmadağındı ve tadilata ihtiyacı vardı.

Disseram-nos que os ladrões levaram tudo o que tinha valor.
---
Bize hırsızların değerli olan her şeyi götürdüğünü söylediler.
69
Estou com dores de estômago
acho que foi da comida de ontem.
---
70
Mide ağrım var
sanırım dünkü yemekten oldu.
71
Aquele rapazinho
cujo pai é professor
---
Babası öğretmen olan şu küçük çocuk çok kibar.
72
Mesmo assim
não concordo com a tua opinião sobre o assunto.
---
73
Buna rağmen
bu konudaki fikrine katılmıyorum.

Teria comprado o bilhete se soubesse que ia esgotar.
---
Tükeneceğini bilseydim bileti alırdım.

Costumas levantar-te cedo ao fim de semana?
---
Hafta sonları erken kalkar mısın?

Estava a chover muito quando saí de casa de manhã.
---
Sabah evden çıktığımda çok yağmur yağıyordu.

Importa-se de me ajudar com esta mala? É muito pesada.
---
Bu bavulla bana yardım etmenizin bir sakıncası var mı? Çok ağır.

Não consigo imprimir nada porque a impressora ficou sem papel.
---
Hiçbir şey yazdıramıyorum çünkü yazıcının kağıdı bitti.
74
Fui a uma entrevista de emprego
mas disseram que não tenho experiência suficiente.
---
Bir iş görüşmesine gittim ama yeterli tecrübem olmadığını söylediler.

Andas muito cansado ultimamente. Devias tirar uns dias de férias.
---
Son zamanlarda çok yorgun görünüyorsun. Birkaç gün tatil yapmalısın.

Fico muito feliz que tenhas conseguido o trabalho!
---
İşi aldığına (başardığına) çok sevindim!

Vou levar um guarda-chuva caso comece a chover à tarde.
---
Öğleden sonra yağmur yağar diye (ihtimaline karşı) yanıma şemsiye alacağım.

Falo devagar para que todos os alunos me possam compreender.
---
Tüm öğrenciler beni anlayabilsin diye yavaş konuşuyorum.
75
Se eu tivesse mais tempo livre
inscrevia-me num ginásio.
---
Daha fazla boş vaktim olsaydı bir spor salonuna yazılırdım.
76
Quando fores a Lisboa
tens de provar os pastéis de Belém.
---
77
Lizbon'a gittiğinde
pastel de Belém'leri (Belém turtalarını) denemelisin.

Quem quiser participar na excursão deve assinar esta lista.
---
Geziye katılmak isteyen kim varsa bu listeyi imzalamalıdır.

A janela do quarto foi partida pelos miúdos que estavam a jogar à bola.
---
78
Odanın penceresi
top oynayan çocuklar tarafından kırıldı.

É importante chegarmos cedo à estação para conseguirmos bons lugares no comboio.
---
Trende iyi yerler bulabilmemiz için istasyona erken varmamız önemlidir.
79
Ontem
apanhámos um grande engarrafamento na autoestrada devido a um acidente.
---
80
Dün
bir kaza yüzünden otoyolda büyük bir trafik sıkışıklığına yakalandık.

Muitas espécies de animais selvagens estão em risco de desaparecer.
---
Birçok vahşi hayvan türü yok olma (nesli tükenme) tehlikesiyle karşı karşıya.

Aquele é o realizador cujo filme ganhou o prémio no ano passado.
---
Geçen yıl filmi ödül kazanan yönetmen şu.

Concordo plenamente com a tua opinião. Tens toda a razão.
---
Fikrine tamamen katılıyorum. Kesinlikle haklısın.

O médico perguntou-me se eu costumava fazer exercício físico regularmente.
---
Doktor bana düzenli olarak fiziksel egzersiz yapıp yapmadığımı sordu.

Que chatice! Esqueci-me da carteira em casa e não tenho dinheiro para o autocarro.
---
Ne aksilik! Cüzdanımı evde unutmuşum ve otobüs için param yok.
81
Apesar de a casa ser pequena
é muito confortável e bem decorada.
---
Ev küçük olmasına rağmen çok rahat ve iyi dekore edilmiş.

Os assaltantes já tinham fugido quando a polícia chegou ao local do crime.
---
Polis olay yerine vardığında soyguncular çoktan kaçmıştı.
82
Estou a pensar em mudar de casa
mas as rendas estão muito altas.
---
Taşınmayı düşünüyorum ama kiralar çok yüksek.

É pena que não possas vir à minha festa de anos.
---
Doğum günü partime gelemeyecek olman ne yazık.

Eles falaram tão baixo que não consegui ouvir a conversa.
---
O kadar alçak sesle konuştular ki konuşmayı duyamadım.

Não consigo descarregar o ficheiro que me enviaste em anexo.
---
Bana ekte gönderdiğin dosyayı indiremiyorum.

Cortam-se as batatas em cubos e fritam-se em azeite quente.
---
Patatesler küp küp kesilir ve kızgın zeytinyağında kızartılır.

Estou com uma tosse terrível e o nariz entupido. O que me recomenda?
---
Korkunç bir öksürüğüm ve burun tıkanıklığım var. Bana ne önerirsiniz?

O João disse que já tinha comprado os bilhetes para o concerto.
---
83
João
konser biletlerini çoktan aldığını söyledi.

Queria fazer uma reclamação: o ar condicionado do meu quarto não funciona.
---
Bir şikayette bulunmak istiyorum: odamdaki klima çalışmıyor.
84
Segundo a previsão do tempo
amanhã haverá aguaceiros fortes e vento.
---
85
Hava durumuna göre
yarın kuvvetli sağanak yağış ve rüzgar olacak.
86
Achei o enredo do filme muito aborrecido
mas a banda sonora era fantástica.
---
Filmin olay örgüsünü çok sıkıcı buldum ama müzikleri (film müziği) harikaydı.
87
Quando chegámos à estação
o comboio já tinha partido.
---
İstasyona vardığımızda tren çoktan hareket etmişti (kalkmıştı).
88
Não sou supersticioso
no entanto
---
89
Batıl inançlı değilim
ancak yine de merdivenlerin altından geçmekten kaçınırım.

Procuro um apartamento para arrendar que fique perto de uma estação de metro.
---
90
Metro istasyonuna yakın
kiralık bir daire arıyorum.
91
Poupando algum dinheiro todos os meses
conseguiremos fazer aquela viagem.
---
Her ay biraz para biriktirerek o seyahate çıkmayı başaracağız.

Tenho receio de que ele não consiga adaptar-se à nova cidade.
---
Onun yeni şehre uyum sağlayamayacağından korkuyorum (endişeleniyorum).
92
A Inês é uma pessoa muito teimosa
raramente muda de opinião.
---
93
Inês çok inatçı bir insandır
nadiren fikrini değiştirir.

Envio em anexo o meu currículo para apresentar a minha candidatura à vaga.
---
Açık pozisyona (iş ilanına) başvurumu sunmak için özgeçmişimi ekte gönderiyorum.

Importar-se-ia de fechar a janela? Está muito frio aqui dentro.
---
Pencereyi kapatmanızın bir sakıncası var mı? İçerisi çok soğuk.

Muitas pessoas recusam-se a ler o livro antes de ver o filme.
---
Birçok insan filmi izlemeden önce kitabı okumayı reddediyor.
94
Assim que tiveres alguma novidade sobre a entrevista
avisa-me!
---
Görüşmeyle ilgili bir haber alır almaz bana haber ver!
95
Não deixes o teu telemóvel na mesa
corres o risco de ser roubado.
---
96
Cep telefonunu masanın üzerinde bırakma
çalınma riskini alıyorsun.

A pintura que estava no museu foi avaliada em dois milhões de euros.
---
Müzedeki tabloya iki milyon euro değer biçildi.
97
Se bem que eu goste de viajar
prefiro passar as férias no meu país.
---
Seyahat etmeyi sevmeme rağmen tatillerimi kendi ülkemde geçirmeyi tercih ederim.
98
Partir um espelho dá sete anos de azar
segundo uma superstição antiga.
---
99
Eski bir batıl inanca göre
ayna kırmak yedi yıl şanssızlık getirir.

O lince ibérico é um animal selvagem que está em perigo de extinção.
---
100
İber vaşağı
nesli tükenme tehlikesi altında olan vahşi bir hayvandır.
101
Queria alugar um carro económico com seguro contra todos os riscos
por favor.
---
102
Lütfen her riske karşı (tam kapsamlı) sigortalı
ekonomik bir araç kiralamak istiyorum.

A funcionária do museu deitou a obra de arte para o lixo por engano.
---
Müze çalışanı sanat eserini yanlışlıkla çöpe attı.
103
Quando fores ao supermercado
não te esqueças de comprar leite e ovos.
---
Süpermarkete gittiğinde süt ve yumurta almayı unutma.
104
Logo que eles cheguem do aeroporto
vamos começar a reunião.
---
Onlar havalimanından gelir gelmez toplantıya başlayacağız.
105
Eu não perco um único episódio desta telenovela
o enredo é muito emocionante!
---
106
Bu pembe dizinin tek bir bölümünü bile kaçırmıyorum
olay örgüsü çok heyecan verici!
107
As pessoas do signo Dragão costumam ser fortes
corajosas e independentes.
---
108
Ejderha burcu insanları genellikle güçlü
cesur ve bağımsız olurlar.

Tem de deixar uma caução de 200 euros que será devolvida na entrega das chaves.
---
Anahtar tesliminde iade edilecek olan 200 euroluk bir depozito bırakmanız gerekiyor.

É melhor sairmos agora para não apanharmos trânsito na autoestrada.
---
Otoyolda trafiğe yakalanmamak için şimdi çıkmamız en iyisi.
109
A minha disciplina preferida na escola era História
mas detestava Matemática.
---
Okulda en sevdiğim ders Tarih'ti ama Matematik'ten nefret ederdim.

Importavas-te de baixar o volume da televisão? Estou a tentar estudar.
---
Televizyonun sesini kısmanın senin için bir sakıncası var mı? (Kısabilir misin?) Ders çalışmaya çalışıyorum.

Lamento imenso que vocês não possam estar presentes no meu casamento.
---
Düğünümde bulunamayacak (katılamayacak) olmanıza çok üzülüyorum.
110
Esta sopa de peixe está uma delícia
tens de me dar a receita!
---
111
Bu balık çorbası çok lezzetli
bana tarifini vermelisin!
112
Por mais que eu estude
acho que nunca vou falar este idioma perfeitamente.
---
113
Ne kadar çok çalışırsam çalışayım
sanırım bu dili asla mükemmel bir şekilde konuşamayacağım.

A polícia encontrou dois saca-rolhas e um guarda-chuva abandonados no local do crime.
---
Polis olay yerinde terk edilmiş iki tirbuşon ve bir şemsiye buldu.
114
Passas demasiadas horas nas redes sociais
estás completamente viciado nisso!
---
115
Sosyal ağlarda (medyada) çok fazla saat harcıyorsun
buna tamamen bağımlı olmuşsun!
116
O hotel estava abandonado há muitos anos e
finalmente
---
Otel yıllardır terk edilmiş durumdaydı ve sonunda yıkılacak.

Procuro um candidato que fale fluentemente mandarim e inglês para a nossa sucursal.
---
Şubemiz için akıcı bir şekilde Mandarin (Çince) ve İngilizce konuşabilen bir aday arıyorum.

Não acredito que a Ana tenha gasto todo o salário em roupas de marca!
---
Ana'nın bütün maaşını marka kıyafetlere harcadığına inanamıyorum!

Foi muito difícil dar com a casa deles porque não conheço bem a zona.
---
Bölgeyi iyi bilmediğim için evlerini bulmak (denk gelmek/keşfetmek) çok zor oldu.

A poluição do ar e os engarrafamentos são os maiores problemas desta cidade.
---
Hava kirliliği ve trafik sıkışıklığı bu şehrin en büyük sorunlarıdır.
117
Na minha casa
todos ajudam nas tarefas domésticas: um lava a loiça e o outro passa a ferro.
---
118
Benim evimde herkes ev işlerine yardım eder: Biri bulaşıkları yıkar
diğeri ütü yapar.
119
O meu pai trabalha por turnos na fábrica
por isso
---
120
Babam fabrikada vardiyalı çalışıyor
bu yüzden bazen gece çalışıyor.

O telemóvel avariou e eu fiquei com a despesa do arranjo.
---
Cep telefonu bozuldu ve tamir masrafı bana kaldı (bana patladı).

Adoro o cheiro a terra molhada logo depois de uma trovoada de verão.
---
Bir yaz fırtınasından hemen sonraki ıslak toprak kokusuna bayılırım.

Amanhã de manhã vou à clínica em jejum para fazer análises ao sangue.
---
Yarın sabah kan tahlili yaptırmak için aç karnına kliniğe gideceğim.

Onde é que tu puseste as chaves do carro? Já procurei por toda a parte!
---
Arabanın anahtarlarını nereye koydun? Her yeri aradım! (Buradaki "é que" cümleye vurgu katar)

O comportamento daquele funcionário perante os clientes foi completamente inaceitável.
---
O çalışanın müşterilere karşı davranışı tamamen kabul edilemezdi.
121
Se não puseres protetor solar
vais apanhar um escaldão na praia.
---
Eğer güneş kremi sürmezsen plajda fena halde yanacaksın (güneş yanığı olacaksın).

O concerto de música clássica foi cancelado porque o piano precisava de conserto.
---
Klasik müzik konseri iptal edildi çünkü piyanonun tamire ihtiyacı vardı. (Concerto: Konser / Conserto: Tamir)
122
Quando chegarmos a casa
o filme já terá acabado.
---Eve vardığımızda film çoktan bitmiş olacak.


A economia do país vai recuperando aos poucos após a crise financeira.
---
Ülke ekonomisi finansal krizden sonra yavaş yavaş toparlanıyor. (ir + gerúndio: yavaş yavaş ve süregelen eylem)

Queria reservar um quarto duplo com vista para o mar e pequeno-almoço incluído.
---
Deniz manzaralı ve kahvaltı dahil çift kişilik bir oda rezervasyonu yapmak istiyorum.

Ninguém nos avisou de que a reunião da administração tinha sido adiada para amanhã.
---
Yönetim toplantısının yarına ertelendiğini bize kimse haber vermedi.

Os passageiros queixaram-se do atraso constante dos comboios nesta linha.
---
Yolcular bu hattaki trenlerin sürekli gecikmesinden şikayet ettiler.

Encontrei um trevo de quatro folhas no jardim; dizem que traz muita sorte!
---
Bahçede dört yapraklı yonca buldum; çok şans getirdiğini söylerler!

Ele veste-se tão bem e fala português tão bem que passa facilmente por português.
---
O kadar iyi giyiniyor ve o kadar iyi Portekizce konuşuyor ki kolaylıkla Portekizli sanılabilir (Portekizli diye geçinebilir).
123
Para obteres bons resultados nos exames
tens de manter uma rotina de estudos.
---
Sınavlarda iyi sonuçlar elde etmek için bir çalışma rutini sürdürmelisin.

A nossa equipa nacional ganhou a medalha de ouro nos Jogos Olímpicos após um empate difícil.
---
Milli takımımız zorlu bir beraberliğin ardından Olimpiyat Oyunları'nda altın madalya kazandı.
124
Em Portugal dizemos "autocarro" e "pequeno-almoço"
mas no Brasil dizem "ônibus" e "café da manhã".
---
125
Portekiz'de "autocarro" (otobüs) ve "pequeno-almoço" (kahvaltı) deriz
ancak Brezilya'da "ônibus" ve "café da manhã" derler.

Quero arrendar uma casa que tenha muita luz natural e que fique perto de uma estação de metro.
---
Bol doğal ışık alan ve bir metro istasyonuna yakın olan kiralık bir ev arıyorum. (Belirsiz bir özellik arandığı için Subjuntivo kullanılır)
126
Quanto mais exercício físico fizeres
mais energia terás durante o dia.
---
127
Ne kadar çok fiziksel egzersiz yaparsan
gün içinde o kadar çok enerjin olur.
128
Convidar-te-ia para jantar no restaurante
mas infelizmente não recebi o salário.
129
---Seni restoranda akşam yemeğine davet ederdim
ama maalesef maaşımı almadım. (Convidaria + te = Convidar-te-ia)


O diretor já tinha imprimido os relatórios quando reparou que havia um erro.
---
130
Müdür
bir hata olduğunu fark ettiğinde raporları çoktan yazdırmıştı. (Ter/Haver ile düzenli Partisip: imprimido)

Estes documentos foram impressos e assinados ontem de manhã.
---
Bu belgeler dün sabah yazdırıldı ve imzalandı. (Ser/Estar ile düzensiz Partisip: impressos)
131
Se não trouxeres o recibo
a loja não te fará a devolução do dinheiro.
132
---Eğer fişi getirmezsen
mağaza sana para iadesi yapmaz. (Futuro do Conjuntivo: trouxeres)

133
Em junho
as ruas de Lisboa cheiram a sardinhas assadas e a manjerico.
---
Haziran ayında Lizbon sokakları ızgara sardalya ve fesleğen (reyhan) kokar.
134
Para abrir uma conta bancária neste país
é obrigatório teres um visto de residência válido.
---
Bu ülkede banka hesabı açmak için geçerli bir oturum vizesine (ikamet iznine) sahip olman zorunludur.

Os carteiristas costumam atuar em locais com grandes multidões e nos transportes públicos.
---
Yankesiciler genellikle büyük kalabalıkların olduğu yerlerde ve toplu taşıma araçlarında faaliyet gösterirler (işlem yaparlar/çalarlar).
135
O meu género literário favorito é o romance policial
porque gosto de histórias cheias de mistério.
136
---En sevdiğim edebi tür polisiye romandır
çünkü gizem dolu hikayeleri severim.

137
Tive algumas dificuldades no início
mas já me habituei à rotina de trabalho.
---
Başlangıçta bazı zorluklar yaşadım ama çalışma rutinine artık alıştım.

Quem me dera que houvesse mais espaços verdes e menos poluição no centro da cidade!
---
Keşke şehir merkezinde daha fazla yeşil alan ve daha az kirlilik olsaydı!

Eu teria ajudado nas limpezas da casa se me tivesses pedido.
---
138
Eğer benden isteseydin
evin temizliğine yardım ederdim. (Condicional Pretérito)

Aquele jovem ambicioso foi promovido a diretor de vendas devido ao seu excelente desempenho.
---
139
O hırslı genç
mükemmel performansı (çalışması) sayesinde satış müdürlüğüne terfi ettirildi.

Já estou farto de te dizer para arrumares as tuas coisas antes de saíres.
---
Çıkmadan önce eşyalarını toplamanı sana söylemekten artık bıktım.

A médica aconselhou-me a beber muitos líquidos e disse para eu não fazer esforços.
---
Doktor bana bol sıvı tüketmemi tavsiye etti ve kendimi zorlamamamı (efor sarf etmememi) söyledi.
140
O papel higiénico foi inventado na China
no século VI.
---
Tuvalet kağıdı altıncı yüzyılda Çin'de icat edildi.

Costumo ler os jornais desportivos na Internet porque é mais prático do que comprá-los em papel.
---
Spor gazetelerini internetten okurum çünkü onları kağıt (basılı) olarak almaktan daha pratiktir.
141
Quando fores ao supermercado
traz-me um pacote de arroz e duas garrafas de azeite.
---
Süpermarkete gittiğinde bana bir paket pirinç ve iki şişe zeytinyağı getir.
Study all 141 cards for free

More Languages flashcards

Voc English - A student's blog54 cardsLanguages · French → EnglishBilbof4.2 Vocab44 cardsLanguages · English → SpanishGeothalsteFrench Vocab - l’alcool34 cardsLanguages · English → Frenchan OutLearn studentArbeit vokabeln 17228 cardsLanguages · German → SpanishNoInnocente – Gabriele D'Annunzio23 cardsLanguages · Italian → Russiananya€Basic Thai-English: Family19 cardsLanguages · Thai → EnglishEmilyTwenty-four15 cardsLanguages · Japanese → EnglishDaisyDigestive System11 cardsLanguages · Portuguese → EnglishLukeLatin Verbs and Sentences179 cardsLanguages · Latvian → EnglishBrothersfanVocabulary Chinese Lessons131 cardsLanguages · Chinese → LatinBořekVocabulary Sets 22-24 (SAT Style)91 cardsLanguages · EnglishMilesSpanish Childhood Vocabulary71 cardsLanguages · Catalan → EnglishSHRSpanish

All Languages decks

Study these decks in the app

Free on iPhone, Android, Mac and the web. Add any deck to your account in one tap.

Download on the App StoreGet it on Google Play
Study all 141 cards for free